ÇEVRE- Sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabası, insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sınavların başında geliyor. Sanayi Devrimi’nden bu yana attığımız her kontrolsüz adım, küresel ekosistem üzerinde onarılması güç yaralar açtı. 1980’li yıllarda keşfedilen ozon deliği, insanlığın ortak bir iradeyle hareket ettiğinde neler başarabileceğini kanıtlayan bir dönüm noktası olmuştu. Kloroflorokarbon (CFC) gazlarının yasaklanmasıyla gökyüzündeki kalkanımız yeniden kalınlaşmaya başladı. Ancak yeşil ekonomi ve çevre politikaları, her çözümün kendi içinde yeni riskler barındırabileceğini sıklıkla unutturuyor. Bugün gelinen noktada, ozon tabakasını kurtarmak için endüstriyel soğutma sistemlerinde, klimalarda ve hatta tıbbi anesteziklerde kullanmaya başladığımız alternatif kimyasalların, gezegenin su kaynaklarını ve toprak yapısını sinsice zehirlediği gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Lancaster Üniversitesi liderliğinde yürütülen, saygın bilimsel yayın organı Gephophysical Research Letters dergisinde yayımlanan yeni küresel araştırma, çevre diplomasisinin bilinmeyen yüzünü gözler önüne serdi. Gelişmiş ‘kimyasal taşıma’ modellemesi kullanan bilim insanları, kloroflorokarbon yerine ikame edilen hidrokloroflorokarbonlar (HCFC’ler) ve hidroflorokarbonların (HFC’ler) atmosferde parçalandığında yüksek miktarda Trifloroasetik asit (TFA) ürettiğini hesapladı. Çalışmadan elde edilen veriler ise ürkütücü. Buna göre 2000 ile 2022 yılları arasında atmosferden dünya yüzeyine 335 bin 500 ton TFA çökelmesi gerçekleşti. Yağmurlarla toprağa ve tatlı su kaynaklarına karışan bu madde, çevre literatüründe parçalanmaya karşı gösterdiği aşırı direnç nedeniyle ‘sonsuz kimyasal’ (PFAS) olarak adlandırılan geniş bir sentetik aileye mensup.

Çalışmaya ilişkin konuşan Lancaster Üniversitesi’nde doktora araştırmacısı ve çalışmanın baş yazarı Lucy Hart, “Çalışmamız, CFC yerine kullanılan maddelerin TFA’nın atmosferdeki baskın kaynağı olma olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor” dedi. “Bu durum, ozon tabakasını incelten CFC’ler gibi zararlı kimyasalların yerine başka maddeler kullanılırken düzenlemelerle dikkate alınması gereken daha geniş riskleri gerçekten vurguluyor” dedi.


