C40 şehirlerinin, temiz hava ve yeşil iş alanlar çalışmasıyla geçen yıl, 108 milyon kişi daha temiz hava soluyor
C40’ın temiz hava ve yeşil istihdam için vatandaşların sağlık, refah ve ekonomik fırsatlarını artırmaya yönelik çalışmalarunı ön plana çıkarması kısa sürede netice verdi. C40 üyesi 74 şehirde geçen yıl 16 milyon “yeşil iş” desteklenerek 2030’a kadar 50 milyon gibi hedef için önemli bir eşik geçildi. Bu rakamın, gençler ve göçmenler vb. grupların dahil edileceği kapsayıcı programlarla artırılması hedefleniyor. Aynı dönemde şehirlerin temiz hava girişimleri hız kazanırken, bu sayede hava kalitesi ve insan sağlığını tehdit eden “PM2.5 partikül madde” düzeylerinde Avrupa’da yüzde 17, Çin’de yüzde 23, Güney ve Batı Asya’da yüzde 9, Afrika’da ise yüzde 5 oranında düşüş sağlandı. C40 İcra Direktörü Mark Watts, açıklamasında, “C40 şehirleri, ekonomik kalkınmayı çevresel sürdürülebilirlikle bir arada ilerletebileceğimizi gösteriyor. Fosil yakıtlardan uzaklaşmayı merkeze alan dönüşüm, sosyal kapsayıcılığı önceliklendirip aynı zamanda ekonomik refahı da beraberinde getiriyor” dedi. Hava kalitesine yönelik yürütülen çalışmalar sayesinde Madrid ve Barselona gibi büyük şehirlerde, geçen yıl hava kalitesinde iyileşme görüldü. Bu başarıya, trafiğe sınırlama getiren alanlar ve düşük emisyon bölgeleri gibi kapsayıcı önlemlerin etkisiyle ulaşıldı.
Öte yandan, Lagos gibi şehirlerde düşük maliyetli sensör ağları kurularak hava kirliliği noktaları tespit edilirken, Dakar’da ilk hava kalitesi yönetim planı yürürlüğe alındı. Buna göre, dünya çapında iklim krizine karşı ön saflarda mücadele veren C40 şehirleri, geçen yıl temiz hava ve yeşil iş alanlarında önemli ilerlemeler kaydederken, yaklaşık 108 milyon kişi daha temiz havaya kavuştu. Yayınlanan Rapora göre, geçen yıl neredeyse her dört C40 kentinden üçü kişi başı sera gazı emisyonlarını ülkelerinden daha hızlı azalttı.

Bu durum, kentlerin yalnızca yerel değil, ulusal düzeyde de iklim politikalarında öncü rol oynadığını ortaya koydu. C40 üyeleri, karbon nötr şehirler yaratmak, iklim adaletini sağlamak ve temiz enerjiye geçişi hızlandırmak amacıyla bilim temelli ve ölçülebilir taahhütlerde bulunuyor. Şehir yönetimleri, ulusal hükümetlerden bağımsız olarak iklim eylemini hızlandırma konusunda öncü roller üstleniyor.
Bu kapsamda, Paris ve Stockholm, geçen yıl C40’ın iklim uyumu, dayanıklılık ve eşitlik odağında, karar alma, uygulama planlaması oluşturma, izleme, değerlendirme ve raporlama süreçlerini içeren yeni “İklim Geçiş Çerçevesi” kriterlerini karşılayan ilk şehirler olarak öne çıktı. Paris’in planı, 2030’a kadar karbon emisyonlarını 2004’e kıyasla yüzde 50 oranında azaltma hedefini destekleyen altı yıllık karbon bütçeleri içeriyor. 2004-2021 yıllarında emisyonlarını yüzde 36 oranında azaltan Paris’in bu başarısında kentsel tüketim, enerji dönüşümü, yaşam kalitesi, uyum, döngüsel ekonomi, biyolojik çeşitlilik ve kapsayıcılığı bütüncül şekilde ele alan sektörel stratejiler yer alıyor. Stockholm ise 2030 itibarıyla iklim-pozitif bir şehir olmayı ve tüketim kaynaklı emisyonları yarı yarıya azaltmayı hedefliyor. Şehir, ayrıca 2040’a kadar fosil yakıtlardan arınmış bir belediye olmayı hedefliyor.

Yaşanabilir şehir için yaşanabilirlikte ortak anlayışla hareketlenme gereğini kavra üzerinde durulurken bunun ne derecede gerekli olduğu konusunda ki algıya pek dikkatle bakan yok. oluşturulan farkındalığın şekli bir suni gereklikiğin gecici sonucu olunda bizdeki gibi sadece trafik tıkanıklığı, sadece bir uyerden bir yere gidebilme önceliği sorgulanmaz. öykünme ile doğrunun bulunmaulmayacağını yapay zekaya dayalı bir dünya ile yol alışta insa varken insan zekasına öykünerek düzen kurma kurgusu bu yüzden düzeltici işlem gerektirmeyecek kadar insanoğlunun vahim durumda olduğunu gösteriyor diyenler sanırız haklı çıkacak.


