Reading Üniversitesi araştırmasına göre, türbülans sıklığı, güvenilir meteorolojik kayıtların tutulmaya başlandığı 1979’dan beri %55 arttı.
TÜRBÜLANSLAR 2050 gelene kadar 3 kat artacak. Doğu Asya ile Kuzey Atlantik rotaları üzerinde büyük bir etkiye sahip olacağı takip ediliyor. Bu durum, insanların uçma isteğini etkileyebilir. Uçma korkusu yaşayan kişiler, bunun en yaygın nedenlerinden biri olarak türbülansla ilgili geçmiş deneyimlerine işaret ediyor. Ancak, türbülans, insan sağlığına tehlike yaratmanın yanı sıra havacılık endüstrisine de maliyet çıkarıyor. Uçaklarda aşınma ve yıpranmaya neden oluyor, pilotlar türbülanstan kaçınmaya çalışırken bazı uçuşlar uzuyor. Bu tür manevralar da fazla yakıt tüketimi ve karbon salımının artması anlamına geliyor. Türbülans çoğunlukla yaralanma veya ölümlere neden olmaktan ziyade rahatsızlık verici bir duruma sebep oluyor. Atmosferdeki bu kaotik hareketlerin artması; havayollarının, bilim insanlarının ve mühendislerin bu sorunun etkilerini hafifletme yolunda çalışması anlamına geliyor. Avusturya’daki Baden merkezli Turbulence Solutions (Türbülans Çözümleri) uçakların kanatlarında bulunan daha büyük flaplara eklenebilen küçük “kanatçıklar” geliştirdi. Kanatçıklar, basınç okumaları üzerinden hava akışındaki değişiklikleri dengelemek için açılarını hafifçe ayarlar. Kuşların uçarken tüylerinde yaptıkları küçük ayarlamalar gibi bu uçağın dengelenmesine yardımcı olur. Turbulence Solutions, geliştirdikleri teknolojinin yolcuların hissettiği türbülans etkisini %80’den fazla azaltabileceğini savunuyor.

Şirket, bu teknolojiyi şu ana dek yalnızca küçük uçaklarda test etti. Ancak kendisi de bir akrobasi pilotu olan CEO Andras Galffy, bu kanatçıkların çok daha büyük uçakları destekleyecek şekilde ölçeklenebileceğinden emin konuşuyor. Galffy; “Genel görüş, türbülansı ya önleyebileceğiniz ya da kabullenip, emniyet kemerinizi takıp kanadı güçlendirerek bununla başa çıkabileceğiniz yönünde. Biz kabul etmek zorunda olmadığımızı söylüyoruz. Sadece doğru karşı sinyale ihtiyacınız var. Hafif uçaklar için bu sıkıntı her zaman vardı, ancak türbülanslar arttığı için ticari havacılıkta bile durum daha da ciddileşiyor” diyor. En az sıkıntıyla bunların arasından uçabilmek, yalnızca hassas mühendislik değil, aynı zamanda ileri matematik ve akışkanlar (hava, su gibi akışkandır) dinamiği analizi gerektiriyor. Türbülansın temel doğası kaotik olduğu için tablo her zaman karmaşık olacaktır.Rüzgarın bir binadan nasıl saptığından, başka bir uçağın arkasında bıraktığı izlere kadar küçük oynamalar, hava akımının davranışını değiştirebilir. Bu insanların kavraması için zor olabilir ancak, burada da yapay zekayı devreye sokmak için çalışanlar var. Stockholm’deki KTH Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nde araştırmacı Ricardo Vinuesa, “Makine öğrenimi (ML), yüksek boyutlu verilerdeki kalıpları bulmada çok iyidir” diyor, yapay zekanın türbülans kalıplarını belirlemek için mükemmel bir uygulama alanı olabileceğine işaret ediyor. Yakın zamanda yapılan bir deneyde, Ricardo Vinuesa ile Barselona Süper Bilgisayar Merkezi ve TU Delft’ten bilim insanları, simüle edilmiş bir uçak kanadındaki hava akımını test eden bir yapay zeka sistemi oluşturdu. Bu sistem için kullanılan yapay zeka modeli, deneme yanılma yoluyla sürekli geliştirildi. Ricardo Vinuesa, yapay zeka kullanarak, “doğrudan kanattan elde edilen ölçümlere dayanarak hava akışının ne yaptığına dair çok doğru sayısal simülasyonlar oluşturulabildiğini” savunuyor. Vinuesa ve meslektaşları, bu teknolojiyi daha da geliştirmek için şirketlerle birlikte çalışıyor. Geçtiğimiz yıl, Caltech ve Nvidia’dan bir ekip, insansız hava araçları için yapay zeka destekli bir algılama-tahmin sistemini test etmek amacıyla bir rüzgar tünelinin içerisinde şiddetli türbülans ortamı yarattı ve umut verici sonuçlar elde etti.

NASA’nın Langley Araştırma Merkezi’ndeki araştırmacılar da, geliştirdikleri özel bir mikrofonla, 480 km.’ye kadar uzaklıktaki türbülansların yarattığı ultra düşük infrasonik frekansları algılayabildi. 2023 yılında Çin’de yapılan bir çalışma, bir uçağın yedi ila 10 kilometre önündeki hafif, orta şiddetteki Cat’leri, “çift dalga boylu” bir Lidar sistemi ile tespit edebileceğini savunuyor. Lidar’da lazer ışınlarının, kaynağa geri dönüş hızı üzerinden verilendirme yapılıyor. Ne yazık ki, yüksek irtifadaki hava moleküllerinin yoğunluğunun düşük olması, cihazların mevcut ticari uçaklarda kullanılamayacak kadar büyük, ağır ve enerji kullanımı açısından sürdürülemez olması anlamına geliyor. Üretim, yapay zeka ve yeni sensörlerin bir araya gelmesi, 21. yüzyılın ikinci yarısında havacılığı dönüştürebilir.


